b6446309d5fd3e10907e5aaafd614368

MUTLULUK NEREDE?

cda98735b474659acde4f8e99362aadeZengin bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu zamanın büyük bilgelerinden birine yollamış. Kırk gün süren zorlu çöl yolculuğundan sonra delikanlı, bir malikâneye varmış. Genç adam, bir ermişle karşılaşmayı beklerken, girdiği salonda hayal bile edemeyeceği bir manzarayla

karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, diğer köşedeki sazlar da hoş ezgiler çalıyormuş. Görkemli salonun ortasında dünyanın dört bir yanından gelme lezzetli yiyeceklerle donatılmış bir masa bile varmış.

Delikanlının ziyaret nedenini dikkatle dinleyen bilge, ona mutluluğun sırrını açıklayacak zamanı olmadığını, gidip evi dolaşmasını ve kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş. “Ama bir şartım var,” diye ekleyen bilge, delikanlının eline yağ dolu bir kaşık tutuşturmuş.
“Dolaşırken bu kaşığı elinde tutacak ve yağı dökmeyeceksin.”

c0cd660e70d8d963f00309143599be69Gözünü kaşıktan ayırmayan delikanlı iki saat
kadar sonra yaşlı adamın huzuruna çıktığında şu sorularla karşılaşmış: “Güzel, demek evi dolaştın, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördün mü? Ya bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi?.. Kütüphanemdeki güzel parşömenleri de mi fark etmedin?” Utanan delikanlı kaşıktaki yağı dökmemek için hiçbir şeyi göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. “Öyleyse şimdi gidip evrenimin harikalarını tanı.

Oturduğu evi tanımadan, bir insana güvenemezsin.”
Rahatlayan delikanlı elde kaşık, evi gezmeye başlamış. Bu kez tablolara, fresklere dikkat ederek… Çiçeklerle bezenmiş bahçenin güzelliğini, çevredeki dağların haşmetini, sanat eserlerinin zarafetini fark etmiş. Bilgenin yanına dönüp gördüklerini anlatmaya başladığında, “Sana emanet ettiğim yağ nerede?” diye sormuş yaşlı adam. Kaşığa bakan delikanlı, yağın dökülmüş olduğunu görmüş. “Peki,” demiş bilgeler bilgesi,
“Sana verebileceğim tek bir öğüt var:

(c) National Trust, Basildon Park; Supplied by The Public Catalogue Foundation

Mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.”

Masanın üzerinde keyifle gerinen kedime imrendim birden. Hayat ne kadar basitti onun için. Ekmek elden su gölden yaşıyor, sinekleri kovalıyor, oyuncak faresiyle tatlı tatlı oynuyordu. Tek derdi, soğuk kış günlerinde eve tıkılı kalıp balkondaki maceralarından mahrum edilmekti…
Hayatıma girdiği günden itibaren varlığı, doğanın tüm saflığıyla yaşamıma yansıması oldu. Bu minik varlık bana ihtiyacım olan enerjiyi, ilhamı fazlasıyla vermeyi başardı. Farkına vardım ki, yaşam kavgasının bizi zorunlu kıldığı sorumlulukları yerine getirirken, etrafımızı saran küçük güzellikleri görmeyi başarabilmek, basit zevkleri tadabilmek yeteneğini geliştirebilmek belki de erdemlerin en önemlisi.

bfdbd1d2e738666c200ff5a3b4a8ee1f

Sabahleyin perdelerin arasından odaya süzülen bir güneş huzmesiyle uyanabilmek, mutfaktan yayılan taze kahvenin kokusunu içe çekebilmek, iki sevgilinin aşk dolu bakışlarına şahit olabilmek, bir sevdiğimizle
kucaklaşmanın sıcak temasını hissedebilmek, uzakta oynayan çocukların kahkahalarıyla neşelenebilmek, sarp sorumluluk dağlarının yumuşak tepelere dönüşmesine neden olur.
Yaşamın mucizesini narin bir çiçeğin yapraklarında görebilmek o denli zor mu? Tanrı’nın inceliğini ayrıntılarda aramak fedakârlık mı gerektirir? Eğer bu konuda gerçekten düşünürseniz, belki de biraz zaman ayırmak için bir yol görebilirsiniz. Ancak bir kedi çevikliğiyle kaşıktaki yağı dökmeme hünerini gösterin.

Işık Menderes

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir